Devrimci Kahve


1400'lü yıllarda insanlar Coffea bitkisinin tohumlarının nasıl kavrulacağını öğrendiklerinde, kahve dünyayı ele geçirdi. Bunu yaparken yaratıcılığı, devrimleri, yeni ticari girişimleri, edebiyatı, müziği ve köleliği körükledi.


Bu bakış açısıyla tarih, bir fincan kahve üzerine kıvılcımlanan fikirlerle doludur. Bu anlamda kafeler, yenilikçi fikirlerin yuvalarıdır.


Tarihe baktığımızda bunu rahatlıkla görürüz... Osmanlı'dan Amerikan ve Fransız İhtilali'ne kahvehaneler, insanlara yeni düşünce dalgalarına ilham veren zihinlerin buluşma yeri olmuş, çeşitli konuları tartışabilecekleri bir ortam sunmuştur.


Fransız ve Amerikan halkının yönetici hükümetlerine karşı isyan etmek için farklı güdüleri olmasına rağmen bazı benzer nedenler her iki devrime de yol açmıştı.


Ekonomik anlamda tetikleyici unsurlar olduğu gibi halkın maruz kaldığı eşitsizlik ve yönetimsel farklılıklar da bir başka sebepti. Hem Amerikalılar hem de Fransızlar, ayrımcı ve adaletsiz buldukları bir vergilendirme sistemine maruz kalmışlardı. Amerikan sömürgecileri gibi, Fransızlar da belirli hakların yalnızca toplumun belirli kesimlerine, yani seçkinlere ve aristokratlara verildiğini hissetmişler ve bundan rahatsızlık duymuşlardı. Buna göre, pek çok uzman, Amerikan Devrimi'ni ateşleyen ideolojilerin uzun zamandır Fransız kültürüne sızmış olduğuna inanıyordu. Hatta öyle ki, Fransa'nın Amerikan Devrimi'ne katılımı, Kral Louis XVI ve eşi Marie Antoinette'in abartılı harcama uygulamalarıyla birlikte ülkeyi iflasın eşiğine getirmişti.


Kahveye gelecek olursak… Avrupa'da ilk kafe ve kahvehaneler 17. yüzyılda açılmıştı. 1663'te Londra'da 82 kahvehane vardı; 40 yıl sonra bu rakam 500'den fazlaydı. Avrupalılar için kahvehaneler fikir alışverişi yapmak ve iş görüşmelerini gerçekleştirmek için hayati yerler haline gelmişti.


Sultan IV. Murad, Osmanlı İmparatorluğu'nda kahve içenlere ölüm emri verirken, kahvehaneler çoktan Avrupa'ya yayılmış ve kralların yüreğine korku salmıştı. İngiltere’de Kral II. Charles, asılsız haberlerin kaynağı olarak gördüğü Londra'nın kahvehanelerine sızmak için casuslar göndermişti.


Pasqua Rosée, 1652'de Londra'da ilk kahvehaneyi açarak İngiliz toplumunda bir devrime yol açtı. “İngiliz kültürü yoğun bir şekilde hiyerarşikti ve yapılandırılmıştı.


The Coffee House: A Cultural History kitabının yazarı Markman Ellis, “Gidip eşit olarak birinin yanına oturabileceğiniz fikri radikaldi” der.


İngiliz kahvehanelerinin ayırt edici özelliği, kahveseverlerin bir araya gelip tartışmak ve hatta güncel haberleri yazmak için bir araya geldiği gazete ve broşürlerle kaplı ortak masalardan oluşmasıydı. Ellis kitabında, “Kahvehaneler, 18. yüzyıl Londra'sında haber endüstrisinin motoruydu” diye açıklıyor.


Üç yüz yıl önce, Aydınlanma Çağı'nda kahvehane inovasyonun merkezi haline geldi. O zamanlar çoğu insan bira içmekten kahve içmeye (yani sarhoş olmaktan ayık olmaya) geçti ve fikirler patlamaya başladı. Aydınlanma olarak bilinen bu önemli ideolojik hareket, Amerikan ayaklanmasının merkezinde yer aldı. Aydınlanma, tüm vatandaşlar için doğal haklar ve eşitlik fikrini vurguladı. Oxford'da yerel halk, kahvehanelere "kuruşluk üniversiteler" demeye başlamıştı, çünkü bir fincan kahve karşılığında entelektüel tartışmalara ve eleştirel olarak ayık tartışmalara girilebiliyordu.


Yine Aydınlanma sırasında Voltaire, Rousseau ve Isaac Newton’un felsefe konuşurken ellerinde bir fincan kahve olmaması düşünülemezdi…


Fransa'da da kafeler devrimci fikirlerin değiş tokuşunun merkeziydi. Camille Desmoulins, Bastille'in işgalinden iki gün önce, Paris'teki Cafe de Foy'da yurttaşlarına ünlü bir silah çağrısı yapmıştı. Buna göre, Fransız Devrimi, Palais Royal'deki bir kafeden çıktı ve sosyalist lider Jean Jaurès, Birinci Dünya Savaşı arifesinde Paris'teki bir bistroda öldürüldü.


Bu anlamda Parisiyen Kafeleri sosyal eşitlikçilikler ile Fransız Devrimi sırasında Cumhuriyetçiler için örgütlenmeye dair ideal mekanlardı. Sonrasında Paris'in kafeleri, Bastille fırtınasını planlayan devrimcileri barındırırken sonrasında Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre gibi yazarların son eserlerine imza attıkları yerler olarak akılda kalmıştı.


Aydınlanma döneminde Café Procope, Rousseau, Diderot ve Voltaire’in felsefelerini ve sanatlarını geliştirmek için toplandığı yer olmuştu. Devrimden sonra, Paris kafe kültürü, fikir alışverişinde bulunmak ve bir sonraki başyapıtları üzerinde çalışmak için bir araya gelen yazar ve düşünürlerin uğrak yeriydi. Ernest Hemingway, Gertrude Stein, F. Scott Fitzgerald ve T.S. Eliot, La Rotonde'da bir araya gelirdi. Fransız şair ve eleştirmen Apollinaire ise, Café de Flore'de André Breton'un yanında oturarak sanat incelemesi “Les Soirées de Paris” üzerinde çalışmıştı.


Almanya'da da yasaklar anlamında durum pek farklı değildi... Büyük Frederick kahveye o kadar karşıydı ki, 13 Eylül 1777'de bira lehine içeceği tamamen yasaklamaya çalıştı. Kahve ithalatının krallığına (ve majestelerine) mal olacağından korktu ve tüm kahve satıcılarının bunu yapmasını istedi. Saraydaki birkaç insan dışında herkesin ruhsatını reddederek ve kaçak kahve kavurucularını tespit etmek için sokaklarda dolaşarak “koklayıcı” olarak çalışmak üzere eski askerleri işe aldı ve kraliyete kaydolmalarını istedi. Kahve konusundaki güçlü görüşleri 1799 tarihli bir mektupta kaydedildi:

"Kahve tüketiminin ne kadar yaygın olduğunu görmek alçakça… bu biraz sınırlandırılırsa, insanlar yeniden biraya alışmak zorunda kalacaklar… Majesteleri bira çorbası yiyerek yetiştirildi, bu yüzden bu insanlar da yetiştirilebilir. Bu kahveden çok daha sağlıklı" dedi. Ölümünün ardından yasak kaldırıldı ve kahvehanelerde sürdürülen ‘sağlıklı tartışmalar’ devam etti.


Amerika’da ise çay içmenin modasının geçtiği Boston Çay Partisi'nden sonra kolonilerde kahve vatansever bir içecek olarak görüldü. O zamanlar Amerikan tavernaları likörle birlikte kahve servisi yaptı ve Boston'daki Green Dragon Tavern, Devrim’e kadar Özgürlüğün Oğulları'nın birçok toplantısına ev sahipliği yaptığı için bunları düzenleyen Daniel Webster tarafından “Devrimin Merkezi” olarak adlandırıldı.


Amerika'daki isyandan birkaç yıl sonra Fransız reformcular, sömürgecilerin mücadelelerini yansıtan siyasi, sosyal ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Fransız Devrimi, sayısız tetikleyici nedeni olan karmaşık bir çatışmayken, Amerikan Devrimi, Fransızların ilk elden gözlemlediği etkili bir ayaklanma için zemin hazırladı.


O sırada coğrafyanın diğer ucunda, Suudi Arabistan'da ise kahve toplumun o kadar kökleşmiş bir parçasıydı ki, eşine kahve ikram etmemek boşanma sebebi sayılabilirdi.


Günümüzde bilim adamlarının, aydınların ve iş adamlarının tercih ettiği içecek haline gelen kahve, insanların işlerine daha iyi konsantre olmalarını sağladı; önce sabah uyandırarak, sonra gün boyunca uyanık tutarak ve gerekirse iş gününü akşama kadar uzatarak bu zihinsel sürece hep destek oldu.


Zaman geçtikçe kahve toplumsal normların önemli bir parçası haline geldi. “Kahve molası” gün boyunca enerjinin korunmasına yardımcı olurken, doğası gereği kahvehaneler, kahve kültürü deneyiminin yaratılmasına yardımcı oldu. İkna edici olmaktan çok kışkırtıcı oldu…

Bundan daha güzel bir devrim aracı düşünülebilir mi?


Kahveli günleriniz bol olsun...


www.kahvegazetesi.com


Güncel Haberler
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic