Café Society

'Café Society' olarak bilinen kahve toplulukları 1890'lardan itibaren New York, Paris ve Londra'daki şık kafelerde toplanan "Güzel İnsanlar"a verilen addır. Ancak kafelerin tarihi çok daha eskilere dayanıyor.

İlk orta çağ kahvehaneleri şimdiki Suudi Arabistan topraklarında görülüp, sonrasında Suriye, Mısır ve İstanbul'a, Osmanlı İmparatorluğu'na kadar yayılmıştır.


17. yüzyıla dair bir İran kahvehanesini Fransız gezgin Jean Chardin şu şekilde tanımlıyor:


'Sohbet eden insanlar burada bir araya geliyor, haberleri konuşuyorlar ve siyasetle ilgilenenlerin hükümeti özgürce ve korkmadan eleştirdiği yer burası, çünkü hükümet halkın söylediklerine aldırış etmiyor.'


Chardin ayrıca bu kahvehanelerde satranç ve dama gibi oyunların yanı sıra şairlerin hikayeler anlatıp, vaizlerin ahlaki dersler verdiklerini söyler...


Osmanlı İmparatorluğu ile ticaret, 1629'da Venedik Cumhuriyeti üzerinden kahvehanelerin Avrupa'da açılmasına olanak tanıdı ve İngiltere'deki ilk kahvehane Pasqua Rosée tarafından 1652'de Londra'da açıldı ve bu İngiliz toplumunda bir devrime yol açtı. İngiliz kültürü yoğun bir şekilde hiyerarşik olarak yapılandırılmıştı.


'The Coffee House: A Cultural History'nin' yazarı Markman Ellis, “Gidip birinin yanına oturabileceğiniz fikri radikaldi” der. Dönemin İngiliz kahvehanelerinin belirleyici özelliği ise konukların tartışmak ve hatta haberleri yazmak için toplandıkları gazete ve broşürlerle kaplı ortak masalardı.


17. yüzyıl aydınları Oxford'daki Grand Café'de şimdilerde 'Aydınlanma' olarak adlandırılan bir dizi fikri tartışmak için bir araya geliyorlardı.


Sultan IV.Murad, Osmanlı İmparatorluğu'nda kahve içenleri ölümüne hükmederken İngiltere'de Kral II. Charles, "yalan haberlerin" orijinal kaynağı olarak gördüğü Londra kahvehanelerine sızmak için casuslar gönderip, kafeleri kapattırmıştı. Yine aydınlanma döneminde bir kafede Voltaire, Rousseau ya da Isaac Newton, felsefe tartışırken görülebilirdi. Kim bilir ...?


Almanya'nın Büyük Friedrich''i ise kahveye o kadar karşıydı ki, 13 Eylül 1777'de kahveyi bira lehine tamamen yasaklamaya çalıştı. Hatta kaçak kahve kavurucularını tespit etmek için sokaklarda dolaşan eski askerleri “koklayıcı” olarak çalıştırarak kraliyet tacına kayıt ettirdi. Kahveye ilişkin güçlü görüşleri 1799 tarihli bir mektubunda şu şekilde tarihe geçti:


"Kahve tüketiminin ne kadar kapsamlı olduğunu görmek alçakça ... Bu biraz sınırlanırsa, insanlar yeniden biraya alışmak zorunda kalacaklar ... Majesteleri bira çorbası içerek büyütüldü, böylece bu insanlar da aynı şekilde yetiştirilebilir ki bu 'bira çorbasıdır'. Bu kahveden çok daha sağlıklı. "



Paris kafeleri ise o sırada Bastille fırtınasını planlayan devrimcileri barındırırken Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre gibi yazarlar Café de Flore'de en son yazdıkları kitapları hakkında konuşuyorlardı. Sosyal eşitlikçiliğiyle Parisien Kafeleri, Fransız

Devrimi sırasında Cumhuriyetçi ajitasyon ve örgütlenme için ideal bir yerdi.


Aydınlanma sırasında, Café Procope, Rousseau, Diderot ve Voltaire gibi düşünürlerin felsefelerini ve sanatlarını geliştirmek için bir araya geldikleri yerdi.


Devrimden sonra, Paris kafe kültürü, fikir alışverişinde bulunmak ve bir sonraki şaheserleri üzerinde çalışmak için bir araya gelen yazarların ve düşünürlerin uğrak yeri haline geldi.


Yakın zamana gelirsek Amerika Birleşik Devletleri'nde kahve topluluğu, Aralık 1933'te Yasak'ın sona ermesi ve fotoğraf gazeteciliğinin yükselişi ile öne çıktı, eğlencelerini yarı halka açık olarak, restoranlarda ve gece kulüplerinde yapma eğiliminde olan ve aralarında film yıldızları ve spor ünlülerinin de yer aldığı uğrak yeri olan Amerikan gece kulüpleri ve New York City restoranlarıyla kendine yer edinmişti. 1950 itibarıyla 'cafe society', yerini bu mekanlara uğrayan sosyetenin de etkisiyle 'jet set' tanımı altında kullanılır olmuştu.


Özetle; tarih boyu Osmanlı İmparatorluğu'ndan İngiltere'ye, Amerika Birleşik Devletleri'nden Fransa'ya kahvehaneler, yeni düşünce dalgalarına ilham veren zihinlerin buluşmasına yol açtı. Katiplerden avukatlara, tanınmış yazarlardan, açlıktan ölmekte olan yazarlara kulüplerde ve kafelerde aylak aylak aylak dolaşan kalabalıklara bu topluluklar tarihi, bir fincan kahve üzerine kıvılcımlanan fikirlerle yazarak sıradan görünen bir kafenin devrim yaratan gücünün bir özetini barındırdılar.


Bir kafe ya da kahvehane modern özgürlüğün, ileri görüşün, hoşgörüye dayalı fikirlerin doğduğu yerdir. İster bir süreliğine hayata mola verip, yalnız kalıp düşünmek ister dostlarınızla sohbet etmek için bir kafeye gittiğinizde önce kendinizi yavaşlatın, etrafınızın farkına varın ve o mekanın gerçekte neyi temsil ettiğini düşünün. Fikirlerinize odaklanın ve hayata geçirebileceğiniz, size ve çevrenize olumlu katkı sağlayacağını düşündüğünüz yaratıcı zekanızı bir fincan kahveyle uyandırın. Yeter ki gerisini fincandan beklemeyin... O sadece harekete geçirendir.


Dr.Başak TOLGA araştırma yazısıdır.

İzinsiz kopyalanamaz.


www.kahvegazetesi.com

Güncel Haberler
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic