O Kahve Çekirdeği ‘BUNCHUM’

Yaklaşan kış ve geride bıraktığı buruşmuş yapraklara sarılı bir mevsimler geçidi.. Nasıl ki bir pandemi bir cümleye sığamıyorsa, insan bu.. Dalından düşüp, toprakla yeni buluşmuş, bir ceviz kabuğunun içine saklanmış karınca misali, insan da ‘bütün gün evde’ kabına sığmakta zorlanabiliyor.

İşte öyle bir günde düşünceler paylaşılır fakat duygular yalnız yaşanır... Yazmak, belki de hayatın telaşlı akışına karşı verilmiş ufak bir moladır. Tıpkı, kahve içmek gibi ya da kahve içerken yazmak gibi...

Sözün kısası kahve ile her gün yeniden doğmak gibi...

Güneşin buğdaya ışık tuttuğu, bal akan nehirlerde rüyaya yatmış kızın, fincanını bereketle doldurmak uğruna çıktığı bir yolculuktu ‘ Bunchum’.


‘Yalnızlığı alır’ derim... Boşuna değil. Geçmişten getirip geleceğe götürdüğü kaç tohumun peşinden sürüklendi insanoğlu ya da insanın hamuru, bir çekirdeğin başına gelenden daha mı az bire yüz verdi?


Şu sonsuz gökyüzü kime yetmedi de bir kuş misali daldan dala sektiğimiz şu hayat, mayasındaki merakla yoğuruldukça, fincandaki sırra erdi?

İnsan bu! O tohumun peşinde yoğurula dursun, gelmişin ve geçmişin bir fincana dert anlatması kadar zordur, kendine ait olmayanı kendininmişçesine benimsemeksizin ‘gerçekte yaşamak’ ve kalpten hissetmek.


Hal bu iken, mesele kendi derdinden sıyrılıp bu ferahlığa kavuşturan, nefes aldıranda.. O tohumda.


İnsanla tohum olmak arasında bir köprü ise ‘yaşamak’, göçmen kuşların durağıdır o ikisi arasındaki ince çizgi...



İnsanoğlunun sabrıyla sınandığı günden bugüne kendini gerçekleştirmek uğruna verdiği sözler, yaşamda sırtını yasladığı o kapıda dile gelir.


Tohum mu insandır yoksa insan mı tohum, o vakit inanırsın bir tohumun içinde saklı kilitli sandığın, sonsuz huzura kapı açabileceğine.


Oysa ki; ne fincandadır huzur ne de yolculukta, ta ki içine doğru çıkmadıkça o yola...



Tıpkı her yolcunun kendi yolunda demlendiği gibi, dil kaleme gelir, iki kelam bir kalemin eseridir.

Bir derviş gibi hamlıktan pişmeye doğru, bir tohum gibi hiçlikten olmaya doğru, içinden geldiği gibi yaşayabilene ve tohumdan yola çıkıp, yolculuğu içinden geçenlere selamla...


Adı 'BUNCHUM'.


Sır tutamayanın, fincana kulp takıp, telvesinde kuş aradığı, okuyanın bin sırra erip, bilip de bilmezden gelenin görüp de görmezden gelene dilden dile anlattığı...


İnsan ki, dansı sallanmak sanır. Oysa ki, kelimeler dile geldiğinde, cümleler dans eder. Ve, o insan, olmak ve olmamak arasında, bir fincanın kabı kadar dört duvar arasında salına dursun, yaşam penceresine konup en ufak esintide bir kuş misali kendinden kaçan sürprizlere tanık olur.


Adı ‘yaşam’dır.


Bırak, Hezarfen gibi kanat açtığın hayat, tüy kadar hafif olsun ve sen bir çekirdeği avucunda tutabildiğin kadar özgür olduğunu anladığında, bir kuşu asla yakalayamayacağına şahit ol. İşte o zaman, yaşam mı sensin yoksa sen mi yaşam, içine çektiğin derin nefes kadar sadece ‘ol’ma haline tutun. Ol’duğunda, sen ben, ben de senden başkası değiliz. Tıpkı bir çekirdeğin kavruldukça olduğu ve fincanda bıraktığı telve kadarız...! Köpük de yaşarken arkanda bıraktığın iz... Bugün var.


Sevgiyle


Dr.Başak TOLGA


www.kahvegazetesi.com


İzinsiz kopyalanması yasal sakınca doğurabilir :)



Güncel Haberler