Paris’li Kara Kedi; Le C’hat Noir (1881)

Her uzun yürüyüş ya da yolculuğun sonunda pek çok kişi bir fincan kahve için ,iyi bir durak arar. O an her adım, sizi o mükemmel Espresso, Capuccino ya da belki de Latte'ye biraz daha yaklaştırırken, adımların hızını, kahveye olan 'tutku' belirler dersek...Yanlış olmaz sanıyorum! Bu yazıda, dünyaca bilinen bir Cafe'ye yer vermek istedik. Burası sadece bir Cafe değil, pek çok düşünüre ilham da olmuş sembolik de bir yer olarak kabul edildiğinden, yazıyı okumaya başlamadan önce kendinize bir fincan kahve almanız keyfinize keyif katabilir! O zaman başlıyoruz...

On sekizinci yüzyılda Fransa'da salonlar "dünyanın sorunlarını çözmek" için toplanılan ve zamanın büyük düşünürleri ve sanatçılarını eğlendiren yerler olarak geçerdi. Ve, yüzyıllar geçtikçe bu topluluklar salonlardan kafelere ve publara taşındı.19. yüzyıl itibarıyla ise belki de en çok Paris'te popüler olan küçük bistroların, yerel halkın küçük dedikodu ya da sohbet mekanlarına dönüşmesiyle, kahveye olan tutku bu vesileyle artmış olabilir.

Ünlü küratör Michel Djin bu konuda, çok sık ziyaret ettiği Paris kafelerine “sadece ticari değil tutkuyla yapılmış bir evlilik” demeyi tercih etmiş...

Bu anlamda yeryüzünde en çok kahve içen insanların yaşadığı yer Paris olsa, bu durum çok da şaşırtıcı olmazdı sanıyoruz...

Peki, bir gün olur da Avrupa'da sanatın merkezi Paris sokaklarında gezer ve bir kara kediye rastlarsanız, o yol sizi nereye çıkarır ?

İşte orası 'Le C’hat Noir'!

Fransız Devrimi'nin temelinde yatan 3 temel ifade olan ' Liberté, égalité, fraternité' yani 'özgürlük, eşitlik ve kardeşlik' ülkedeki kara kedilere bir şans vermiş olabilir mi? Nedenini merak ederseniz... Le Chat Noir, Paris'in bohem Montmartre bölgesinde, 19. yüzyıldan kalma bir eğlence yeridir. 18 Kasım 1881'de Rodolphe Salis tarafından 84 Boulevard de Rochechouart adresinde açılmış ve Salis'in ölümünden çok geçmeden 1897'de kapatılmıştır.

Salis’e gelince… Salis, eğlence düşkünü, evinde içkili partiler veren ve sonrasında komşularıyla arası açılan ve bu eğlenceyi tavernalara taşıyarak belki de ‘kabare’ kavramının ortaya çıkmasına ön ayak olmuş bir isimdir! Ve, 19. Yüzyılda Salis’in kabaresi, Montmartre’de sanatın merkezi haline gelmiştir.

Modern anlamda ilk kabare olarak düşünülen Le Chat Noir, dönemin popülist akımlarına karşı bir reaksiyon olarak gelişmiştir ve ‘café-concerts ‘ (cafe konserleri) performansları olarak sahneye konmuştur. Provakatif ve entellektüel anlamda zengin olan bu kabaraye giriş ücreti o dönem için oldukça pahalıdır.

Düşünülenin aksine Le Chat Noir, herhangi bir politik veya sanatsal hareketi temsil etmemiştir ve kimileri tarafından "ironik, alaycı, mistik, dini, devrimci ve gerici" olarak nitelendirilmiş, hatta diğer bir deyişle başlangıçta sıkıcı bulunmuştur. Ancak birkaç yıl sonra o kadar popüler olmuştur ki, performanslar daha büyük ve ortaçağdan esinlenilmiş iç mekan alanlara taşınarak, Le Chat Noir’in daha fazla sayıda insanla buluşması sağlanmıştır.

Paris’in bohem ve burjuvazi kesimi, Le Chat Noir gölge tiyatrosunun performanslarını izlemek için akın ederken, Théophile-Alexandre Steinlen tarafından kabareye, reklam afişi olarak, ikonik siyah kedili bir poster tasarlanmıştır. Ve, bu görsel baskı sanatının simgesi olarak, Paris’in eğlence kültürünün bir parçası haline gelmiştir.

Peki neden ‘Kara kedi’?

Hikayeye göre, Salis kabare yapımı sırasında kaldırımda siyah bir kedi bulur… Edgar Allan Poe’nun ‘The Black Cat’ ( Kara Kedi) hikayesini Charles Baudelaire’in Fransızca’ya çevirmiş olduğu bu zamanlar aynı Romantik Çağa denk gelir.

Kara Kediler Romantik Çağ için genel anlamda‘ kötü şeyler olacağına’ işaret olarak kabul edilirdi. Ancak Fransa’nın ileri görüşlü düşünürleri, baskıcı toplumsal düzene karşı savunmacı bireyler olarak bu düşüncenin karşısında durarak, özgürlük ve bağımsızlığın temsilcileri olmuşlardır. Buna göre; belki Salis, Edgar Allan Poe’dan esinlenmiş olabilir. Belki de, Salis'in kara kedisi özgürlüğün ve hür düşüncenin temsilcisidir.

Söz konusu postere ait kopyalar, Paris’te Montmartre müzesinden de temin edilebileceği gibi Le Chat Noir, Amsterdam’da Van Gogh Müzesinin de koleksiyonları arasındadır.
Bir gün yolunuz Paris’e düşer de, bir kara kediye rastlarsanız, o gün mutlaka o kediyi bir süre de olsa takip edin. Belki sizi bir kabareye götürür…

Kaynaklar:

Mariel Oberthür, Le Chat Noir 1881–1897, Paris 1992

Phillip Dennis Cate et al., The Spirit of Montmartre: Cabaret, Humor, and the Avant-Garde, 1875–1905, New Jersey 1996

Phillip Dennis Cate et al., Around the Chat Noir: Arts and Pleasures in Bohemian Montmartre, 1880-1910, Paris 2012

Kahve Gazetesi yazısıdır. İzinsiz kopyalanamaz... 2019

Güncel Haberler
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic