Doğal Su ve Mükemmel Bir Fincan Kahve

Hiç düşündünüz mü? İyi bir kahvenin kokusunu gözlerinizi kapatıp içinize çekerken, aldığınız bir yudum kahve, dilinizden damağınıza doğru dağıldığında elinizde tuttuğunuz fincanın içerisindeki o muhteşem kahvenin ortalama %98'i su...


Su; hayatın kaynağı, biyolojik varlığın temeli, dünyada varlığı en çok olan yapı…


Hesapsızca kullandığımız halde hala bizi terk etmeyen bu sadık dost kimi zaman hayat kurtaran, kimi zaman ferahlatan, keyif veren kimi zaman lezzetin en temel kaynağı.


Düşünsenize, iyi bir usta tarafından, topraktan itibaren yetişmesi takip edilmiş, özenle seçilmiş, kavrulmuş kahve çekirdeği, öğütüldükten sonra yine maharetli eller ve gerçekten derin bir bilgelikle fincana ulaştığında kokusuyla medite eden, tadıyla onlarca değişik lezzet ile yolculuğunun amacına ulaşan “Kahve Tutkusu” olgusunun en önemli ortağı “su” kötü olsa neler olurdu!


10 bin yıldan daha eski kaynaklara dayanan bilgilere göre , iyi kalitede çay demlemek için insanlar tarih boyunca en uygun su kaynağına ulaşma çabaları göstermiş.


Suyun iyisi kötüsü ifadesini kullanmak doğru olmadığından “En Uygun Su” tanımlaması bence en doğrusu olacaktır. Bunun en temel yapısında da “En Doğal Su” kavramı yatar.


Su zaten doğal değil mi? Evet tabi, siz müdahale etmediğiniz sürece…


Su, klor gibi kimyasallarla dezenfekte edilirse, onlarca borudan basınç altında yüksek hızlarda taşınırsa, çeşmeden akan su ne kadar doğal kalabilir? Su kaynaklarının endüstriyel atıklardan dolayı kirlenmesi de işin diğer bir boyutu. Ardından suyu temizlemek için onca çaba, arıtma sistemleri ve kullanılan kimyasallar…


Kirletici etmenlerden suyu arındırmak bu aşamada çok önem kazanıyor.


Bu konuda en doğru tanımlama; en uygun su, sadece kirletici etmenlerden arındırılmış, mineralleri doğal olarak kendinden ve dengeli en doğal yapıdaki sudur.


En iyi kahve, çay, sulu yemek veya aklınıza gelebilecek her türlü su ile hazırlanan tüketim ürünü “Doğal Mineralli Su” ile hazırlanır.


Neden mi?

Kahvenin ekstraksiyonu için gerekli olan en önemli mineral magnezyumdur (Mg+2). İkinci sırada kalsiyum gelir (Ca+2). Bunun nedeni ise suyun bağlanma enerjisine karşılık kendi bağlanma enerjileridir.

Kalsiyumun bağlanma enerjisi neredeyse suyun enerjisi (H2O) ile aynı seviyelerdedir. Oysa ki magnezyumun enerji bağlama seviyesi suyun (H2O) ortalama %5-10 fazlasıdır.


Beki bunun kahveyle olan ilişkisi nedir?


Kahve, suyun içerisinde hedef demleme ürünüdür ve suyun oluşturduğu bariyer enerjisini aşabilecek bir bağlanma enerjisi gerekir. Bu sebeple; magnezyum bu barajı aşıp kahve içerisindeki lezzet yapılarını kendine bağlayabilir ve suya geçişini sağlar. Kalsiyum (Ca+2) da aynı görevi üstlenir ancak bu oran daha düşük seviyelerdedir. Kalsiyumun en etkili olduğu süreç bikarbonat formunda iken (Ca(HCO3)2) beraberinde taşıdığı CO2’in suyun ısınmasıyla beraber oluşan enerji alışverişi sırasına suya çözünmesidir. Bu sayede kahvenin kavrulması esnasında azaltılan CO2 suyla beraber demlemede etkili rol oynar.


Böylece kahvenin tadımı esnasında taze, ferah bir lezzet ortaya çıkar. Bu süreç çok hızlıdır. Özel bir teknoloji ile sudaki karbondioksit nano boyutta, gaza dönüşmeden muhafaza edilebilmelidir. Bu sürede suyun pH’sı kesinlikle değişmemeli, yani CO2 karbonik aside dönüşmemelidir veya ısı transferi nedeniyle CO2 sudan kaçma eğilimi göstermemelidir.


Yukarıda anlatılan kimyasal tepkimeleri sağlamaya çalışmak yerine suyu kaynağına yakın temin edebilmek en uygun çözümdür. En iyi su kaynağı köylerde, ormanda, dağlardadır. Ya da iyi bir filtreleme ile göreceli olarak kabul düzeyinde bir su elde edilebilir.


Dikkat edilmesi gereken konu reçineli filtrelerin kullanılmamasıdır (yani iyon değiştirici reçine içeren filtreler). Reçineli filtreler kireçlenmeye neden olan kalsiyum (Ca+2) ve magnezyum (Mg+2) minerallerini sudan alırken kimyasal denge nedeniyle suya sodyum (Na+) iyonunu vermek zorundadır. Ortalama 10 mg/lt (ppm) seviyesine kadar sodyumun (Na+) olumlu olumsuz etkisi olmasa da (Uluslar arası SCAE verisidir) bu değerin üstü kahveye tuhaf, ekşi, dile yapışan ve lezzetini bozan bir tat verir.


Şimdi basitçe beraber hesaplayalım:

Ortalama 15 Fransız sertliğinde (15 F˚)olan suyun (mesela şebeke suyu, ama diğer taraftan Eskişehir’de, Konya’da su sertliği 45'e kadar çıkar) kalsiyum (Ca+2) miktarı ortalama 140-150 mg/lt’dir (15 Fransız sertliği = 150 mg/lt Ca iyonu var demektir). Yani bunun karşılığında reçineli sistem sudan 140-150 mg/lt kalsiyum (Ca+2) iyonunu almak için suya en az eşit oranda sodyum (Na+) iyonu vermek zorundadır. Bu şekilde bile SCAE’nin belirlediği sınırı en az 14 kat aşmış oluyor. Matematiksel olarak sodyum (Na+) miktarı 150 mg/lt’nin üstüne çıkmış oluyor. Filtrenin özelliği gereği suda serbest kalan klorür (Cl-) iyonu da çözünür. Problem giderek artar ve sonunda kalitesiz bir demleme meydana gelir. Diğer taraftan; sağlık yönünden, yüksek sodyumun (Na+) kalp damar, sinir sistemi ve böbrek sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini biliyoruz. Mevzuat gereği sodyum miktarı açısından sınırı aşan suların tüketilmesi dolaylı olarak yasaktır (azami sınır ülkeden ülkeye değişse de 50-200 mg/lt aralığındadır). Diğer taraftan da içmek üzere sunulacak suların kesinlikle kimyasal yapısında değişiklik yapılamaz. Ayrıca birçok ülke reçineli sistemlerde biriken bakteri, küf ve mantarın insan sağlığını ciddi düzeyde tehdit etmesinden dolayı yasaklanmış durumda.


İşin aslı, doğru bir şey yapalım derken iyi olanı daha da bozmak ve ona mahkum olmak yanlış bir seçim olur.



Bir arıtma sistemi seçerken hangi sorgulamaları yapmalıyız?


Her bir filtreleme aşaması (yani tortu filtreleme, koku filtreleme, klor filtreleme, kireç filtreleme gibi aşamalar) ayrı haznelerde olmak zorundadır. Aksi durumda bir aşamada yakalanan kirleticiler diğer aşamayı etkisizleştirir ve kirletir.


Sudaki minerallerin yapısını bozmadan su doğal kalabiliyor mu?

Kural olarak suyun kimyasında yapılan değişiklikler zarar vericidir (mineralleri almak veya sözde mineralleri geri eklemek gibi).


Sistem iyon değiştirici reçine içermemeli.


Sistem bakteriyel açıdan güvenli olmalı.


Sistemde kullanılan materyaller mümkün olduğunca ulusal mevzuata uygun olmalıdır (Örneğin; Sağlık Bakanlığı Onaylı, ANSI61 standardına uygun, alüminyum kullanılmayan, medikal düzeyde plastik materyalerden oluşmalıdır).


Ters ozmos sistemler sudan mineralleri uzaklaştırdığı için tavsiye edilmemektedir.


Ters ozmos ile sudan alınan minerallerin tekrardan suya katılması bir yanıltmaca olduğundan tavsiye edilmemektedir. Bu anlamda minerallerin menşesi önem taşır. Sağlık veya Tarım Bakanlığı denetimi/onayı, hangi yetkiyle suyunuza BİR ŞEY katıldığının açıklanabiliyor olması gerekir.


Özetle; kahve en güzel doğal suyla olur. Bunun için suyu arındırmak gerekiyorsa ticari kaygıdan önce ekolojik ve beşeri sağlığı benimsemiş bir su uzmanıyla iletişimde olmanızı tavsiye ederim.


Kaliteli kahve lezzetleriyle buluşmanız dileği ile.

15.01.2017 – noter tasdikli bu yazı telif hakları kanunlarına göre koruma altındadır.

Güncel Haberler
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic